Yaşadığımdan emin değilim. Gittiğinden eminim ama bak, seni özlediğimden eminim. On beş yaşında bir hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela. Beceriksizliğimden, yalnızlığımdan, bu şehri sevmediğimden, düzensizliğimden, yorgunluğumdan, huysuzluğumdan, baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olamayacak olmamdan, kırgınlığımdan, bir gün bana ayrılan sürenin sonuna geleceğimden, her tavşan kesildiğimde dünyanın dağ olma vaziyetinden falan eminim. Örnekleri çoğaltabilirim.Örnekleri çoğaltabileceğimden eminim. Birileri namusum üzerine yemin edecek, Ölür müydün sanki sevsen beni. Günlerdir doğru dürüst uyuyamıyorum. Ellerim parçalanıyor ne zaman yazmayı denesem. Ağzım artık daha bozuk. Her tarafta pis bir koku; nefes alamıyorum. Çok bekledim seni. Her halimle, her yerimle bekledim. Yetkiler verdim kendime; tuttum seni affettim. Aramanı bile bekledim bazen. Ağır küfürlerle örtbas ettim sonra aramayışlarını. Bunca zaman aramayışlarını biriktirdim. Seni bekledim ben çünkü Seni bekledim. İçtim.. içtim.. içtim.. Kustum. En çok giderken bıraktığın kelimeleri kustum. Sanat falan dedi bazısı o kelimelere bazısı bunlardan bi bok olmaz dedi. Senin önemsediğin kadar önemsemedim ben o kelimeleri, senin danışma gruplarının önemsediği kadar önemsemedim. Kustum.. kustum.. kustum. İçtim. Ellerimle yaptığım cam evim kırılacak, Ölür müydün sanki sevsen beni. İçimden geç İçimi sil Artık özlemek istemiyorum. Neye el atsam piç ediyorum. Yine de fiyakalı durumlar peşindeyim hep. En sert içkileri kaçırıyorum soluk boruma bilerek. Her yıl ilkokula başlıyorum. Her gün yeni bir krallık kurup öldürüyorum kralını gece yarısına doğru. Uzatmaya gerek yok; sen olmayınca yapamıyorum. Yokluğun gümüş tepside intihar sunacak, Ölür müydün sanki sevsen beni.
40 yıl önce, Beatles dünyaya basit bir soru sordu. bütün yalnız insanların nereden geldiğini bilmek istediler. en son teorim, yalnız insanların büyük bir çoğunluğunun okullardan geldiği yönünde. daha açık olursak, liseden. bazılarımız kendi ihtiyaçlarımızı bir kenara atarız ki arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını görebilelim. arkadaşlarımızı ve ailelerimizi bir kenara atarız ki diğerlerinin arkadaş ve ailelerini kurtarabilelim. ki günün sonunda bunun anlamı elimizde kalan kendimiz olduğudur. ve dünyadaki hiçbir şey, bundan çok sizi yalnız hissettiremez.
400 yıl önce, bir başka ünlü bir ingiliz, yalnız olmakla ilgili bir düşüncesi vardı. john donne. ona göre, kimse yalnız değildi. tabi o, daha süslü ifadeler kullanmıştı. “dünyanın kendisi yalnız değilken, insan mı yalnız kalacak?” dünyanın yalnız olmamasını kısa keselim. bahsettiği şey, herkesin, hayatına birinin müdahale etmesine, yalnız olmadığımızı söylemelerine ihtiyaç duymasıdır.
samimiyet, 4 heceli bir sözcüktür ve ‘alın kalbim ve duygularım, onları kıyma makinesine atın, iyi eğlenceler’ anlamına gelir. hem istenen, hem de korkulan bir şeydir. onunla yaşamak zordur. onsuz yaşamaksa imkansızdır. samimiyet, hayatımızdaki 3 A’nın en önemli parçasıdır: akrabalar, aşk ve arkadaşlar. kacamayacağınız şeyler vardır. bilmek istemediğiniz şeyler vardır.
keşke samimiyetin kurallarının yazılı olduğu bir kitap olsaydı. ne zaman çizgiyi aştığınızı gösteren bir rehber gibi. o zaman haritada ne şekil alırdık acaba? onu nereden bulursanız bulun ve onu mümkün olduğunca koruyun.
çocukken masallara nasıl da inanırdık, değil mi? hayatımızın o masallardaki gibi olacağını düşünürdük. beyaz elbiseler içindeki yakışıklı prens, sizi tepedeki kalesine götürecek. geceleri yatağımıza yatar, gözlerimizi kapar, fantezimizin gerçekleşeceğine can-ı gönülden inanırdık. noel baba, diş perisi, yakışıklı prens. hepsi o kadar gerçek gelirdi ki onların tatlarını bile alabileceğimizi sanırdık. ama eninde sonunda büyürsünüz.
bir gün gözleriniz açılır ve masal kaybolur. pek çok insan güvenebileceği şeylere ve insanlara sarılır. olay şu ki, masallardan asla tam olarak vazgecçmiyorsunuz. hemen herkes bir gün o masalın içinde uyanacaklarına dair bir inancı, bir umudu her zaman içinde taşır.
her şey bittikten sonra elinizde sadece inançlarınız kalır. hiç tahmin etmediğiniz bir anda karşınıza dikiliverirler. bir gün masalın, tahmin ettiğinizden biraz farklı olduğunu anlarsınız. şato ise… şato olmasa da olur. önemli olan sonsuza kadar mutlu yaşamak değildir. yaşadığınız mutlu bir an olmasıdır.
bir kaç yüzyıl önce, benjamin franklin başarısının sırrını bütün insanlıkla paylaştı: ‘bugünün işini yarına bırakma.’ bu adam elektriği keşfetmiş. bu devirde daha çok insanın bu nasihatı dinleyeceğini zannediyorsunuz. işleri neden geciktirdiğimizi bilmiyorum. bence sebebi korku. başarısızlık korkusu, acı çekme korkusu, reddedilme korkusu. bazen de insan karar vermekten korkar. ya yanılıyorsanız? ya geri dönüşü olmayan bir hata yapıyorsanız?
erken kalkan yol alır. zamanında müdahele hayat kurtarır. tereddüt eden kaybeder. bilmediğimizi iddia edemeyiz. atasözlerini, filozofları, zaman harcamak konusunda bizi uyaran büyüklerimizi, günü yakala diye bağıran şairleri dinledik.
yine de bazen kendimiz tecrübe etmek istiyoruz.
kendi hatalarımızı yapmak zorundayız. kendi derslerimizi çıkarmalıyız. bugünün fırsatlarını yarının halısının altına süpürmeliyiz. ta ki halının altında yer kalmayana kadar. benjamin franklin’in demek istediklerini anlayana kadar. bilmek, merak etmekten; uyumak, uyanmaktan iyidir. en büyük başarısızlık, en kötü hata bile, denememekten iyidir.
En degerli misafirim,
Bugün bıraktıgın anılarınla boguşuyorum odamda..
Sen düzenlemişsin her tarafı.
Her taraf sen kokuyor, sen var gibisin aslında
Ya da ben senin hayalinle süsledim her tarafı..
Son nefesleri vericegimiz güne kadar kalamadın.
Oysa tahminimce otuz sene kalmıştı benim son nefesime.
Bir yaşam vaad ettim ben sana, bu evin içinde.
Kabul etmiştin.
Meğer sen hep bu izbe evin penceresinden bakıyormuşsun.
Ben seni elimden geldiğince ağarlamaya çalıştım.
Yapamamışım.
Bazen bu evi talan etmişiz o saçma sapan kavgalarla.
Hala kırık dünlerin etkisi var bütün yarınlarda
Sen bu evin karanlıgı ile başedemedin sevgilim.
Bense o karanlıgın en ücra köşesinde yaşıyorum şimdi.
Bavulunu toplamış misafirin ayaklarına kapanmak deger mi?
Kapıları kilitlemeli mi bir yere kaçmasın diye sevgili
Bu evi yıkma sevgilim.
Ben burada yaşıyorum.
Ben buradayım hep.
Hep seni bekliyorum kapılar pencereler açık
Duvarlar yıkık
Ama yine ışık yok sen olmadıkça
Hala karanlık
Dışarısı çok korkunç sevgilim gitme.
Gitme, seni izlemek zor başka evlerin içinde.
Başka düzenlerle.
Başka aşklarda
Başka sevgilerde
Başka dudaklarda
Sen başkalaştıkça
Seni kimse almadı benden ama alacaklı gözler var etrafta.
Senin kalbin yabancılaştı şimdi insanlara.
Ama biliyorum tanıdık birisi çıkacak o insanlar arasında.
Seni benden kimse almadı
ama beni benden sen aldın be sevgilim.
İşine yaramam bırak beni.
Bırak kırılmış kalbimi.
Bırak umutlarımı.
Bırak gülücüklerimi.
Bırak yalan tebessümlerimi.
Beni yalnız bırak bu evde ama sende ol içinde.
Ben bu aşk sorumlulugunu üstlenemedim.
Her şeyden çok sevmek yeterli olmuyormuş demek.
Bilemedim.
Gitmeni kabullenmeyi bilemedim.
Hayatımın tadını kaçırdın, o yüzden tadını çıkarmayı bilemedim.
Bu evi kendim yıkmayı bilemedim.
“Başka evlerde senin mutlulugun” dediler taşınmayı bilemedim.
En mutsuz olduğum anlarda sen olmadıkça
Aglamayı bilemedim.
En gülünç esprilere kahkahalar atarken
İçten gülmeyi bilemedim.
Şimdi
Tek bildigim dışarıya baktıgın pencerelerden seni izlemek
Ya gel bu eve yeniden
Ya da git bu mahalleden
Penceremdeki manzaram olma.
Gözümdeki yaşlar olarak karış yağmurlara
Terket bedenimi, ben terketmeden.
Benim yarınım ol, umudum değil
Gelirsen de hiç gitme.
Benimle paylaş bu evi ve ev arkadaşım ol
Misafirim degil..
Berk Bayındır - Misafir
2009


